Sektörümüzle ilgili yakın geçmişten başlayarak birkaç noktayı sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
OSB'lerle başlayalım. Binlerce dönüm arazilerin üzerine kurulacak hayvancılık bölgeleri, modern işletmeler... Güzel bir düşünce gibi duruyor. Düşünsenize belirli bölgeler oluşturulmuş, bu bölgelerde besi sığırcılığı ve süt sığırcılığı yapılıyor. Böyle bir proje iki şekilde başarıya ulaşabilir. Birincisi kaçak hayvan hareketlerinin engellenmesidir. Böylece hastalık kaynağı olarak dolaşan bu hayvanların ülkeye girişleri engellenirken kaçak ette engelleneceği için üreticinin üretici ürettiği etten para kazanmaya başlayacaktır. İkinci nokta ise, bu OSB'lerin örgütlü üreticilik sistemi ile yönetilmesidir. Tire Süt Kooperatifi, Örkoop gelişmiş ülkelerin bile model aldığı iki üretici örgütüdür..
Sözleşmeli Süt Sığırcılığı Projesi ikinci konumuz. İlk bakışta yine mükemmel bir düşünce. Ülkemizin ihtiyacı olan bir sayı minimum 20 veya 50 baş sağmallık işletmeler. Uluslararası standartlarda üretilen et ve süt. Daha ne isteriz ki. Ya istemediklerimiz.Garantör kuruluş olarak süt firmalarının belirlenmesi ile üretici bu kuruluşların kölesi haline getirilmeye çalışılması... Bugün yapılan ihalelerde de süt fiyatlarını bu kuruluşlar belirliyor, geçen yıllarda da onlar belirledi. Sözleşme yapan üreticiler için hayvan temin edecek olan bu kuruluşlar Türkiye'de sağlıklı hayvan bulamıyoruz diyecekler ve ithalat kapıları açılacak. Böylece yıllar öncesinde 86-96 yılları arasında ithal edilen 300.000 baş sığırın yanlış bakım, beslemeden veya devalüasyonlar nedeniyle paranın değerinin aniden düşmesiyle borç ödemek için yok pahasına bu damızlıkların kesilmesi gibi içler acısı durumlara yine olanak sağlanacaktır. Ülkemizde kaçak hayvan hareketinin önlenememesi, hastalıkları temizlemek için çalışmalar yapılmadığı, hayvan hareketleri kontrol altına alınmadığı için ithal edilmesi planlanan sığırlar kısa sürede hastalıklardan kırılmaya veya kesilmeye başlayacaklar. Sözleşmenin süresinin ve üreticiden talep edilecek teminatların belli olmaması, kredinin geri ödeme taksitlerinin her ay yapılması ve en önemlisi süt taban fiyatı tespiti için sivil toplum kuruluşlarının da eşit oy hakkına sahip olduğu bir süt taban fiyatı tespit komisyonunun halen kurulmamış olması gibi eksik yönleri konuşulmaya devam ediyor. Şunu belirtmek isterim ki, bizler etlik piliç üretimi yapmıyoruz, sözleşmeli üretim tarım ve hayvancılığın sadece birkaç kolunda üreticiye karlı üretim sağlayabilir. Diğer tarımsal faaliyetlerde sözleşmeli üretim üreticinin köleliği, sömürülmesi demektir.
Sözleşmeli süt sığırcılığı projeleri ile sanayicinin faydasına, üreticinin esaretine giden yolda örgütlü üreticiyi desteklemeli, Ziraat Bankası'ndan alınamayan kredilerin alınamamasını sağlayan sebepleri ortadan kaldırmalıyız. Kişisel insiyatife bağlı kredi verme veya vermeme durumunu engellemeliyiz. Aynı zamanda alınan kredilerin doğru kullanılıp kullanılmadığını da denetlemeliyiz. Çiftçi dostu Ziraat Bankası'na gidilerek kredi istendiğinde zaten eti ne butu ne olan köylümüzden yapacağı yatırım kredi taleplerinin yaşanan bazı sonuçları.
En yetkili makamlar talep ettiğiniz kredinin iki katı teminat göstermeniz durumunda kefil istenmeyeceğini söyledi televizyonlardan açıklamalar yaptılar ama olsun siz yinede kefilinizi getirin lütfen. Kefillerinin 5-10 yıl önceye ait protestolarından ötürü protestolarından ötürü geri çevrilenler, akrabaların 10 yıl önce ödemediği borçlarından ötürü bu gün geri çevrilenler,.... diye uzayıp gidiyor liste. Peki.Üretici nasıl kredi alacak? Üretici nasıl kazanacak? Türkiye tarımı ve hayvancılığı nasıl kalkınacak?
Bugün ülkemizde sektörel sempozyumlarda, seminerlerde, toplantılarda bir araya gelen üreticiler ve sektörel meslek gruplarından temsilciler hayvan kaçakçılığının önlenmesi gerektiğini, ülkemizin her karış toprağının hastalıklarca taranması ve gerekirse hastalıklı hayvanların imha edilerek bedellerinin üreticiye ödenmesi gerektiğini, hayvan ithalatının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini, hayvan ithalatına kapıların kapanması ile ülke içindeki üretim oranının hızla arttığını, BSE (Deli Dana) Komisyonunun kaldırılmasının yanlış olduğunu, BSE görülen Avrupa Birliği ülkelerinden hayvan ithalatının sektörümüz için intihar olacağını, akredite veteriner hekimliğin veteriner hekimleri birbirine düşürmekten başka bir işe yaramayacağını, veteriner hekim teşkilatının tekrar yapılanması gerektiğini, veteriner hekimlerin serbest bırakılması tarım il ve ilçe müdürlüklerindeki veteriner hekimlerce denetlenmesi gerektiğini söylüyorlar.
Lütfen kulak verelim. Bir yerlerden başlamak lazım değil mi. İşleri daha fazla karmaşıklaştırıp içinden çıkılmaz hale getirmemeli. Delinin attığı taşı çıkarmaya çalışmamalı ve işe koyulmalı artık.