O günler sayıları 10 du 20 idi 100'dü. Kesin bir bilgimiz yok. İnsanoğlu yaşadı doğal olarak ta üredi, üredi, üredi. Ürerken beslendi, yerleşti, hayatı yani yaşam şekli değişti. İnsanın ateşi bulması bir başlangıçtı onun için ama dünyamız içinde sonun başlangıcıydı.
Ünlü gezginimiz Evliya Çelebi Seyahatnamesinde şöyle bir tanımlama yapmıştır Anadolu'nun yeşilliği için; "Anadolu'nun en güney ucundan yola çıkan bir sincap hiç yere inmeden Bursa'ya kadar uçabilir" demişti. Bugünse sincaplar ağaç bulamıyorlar ki yuva yapsınlar. İşte insanoğlu gerçeği. Yaşadığı alanı istila etme ve tüm hayat alanını kendisine uydurma anlayışıyla kendi doğallığını da kaybetti. Kaybederken kendinden geçerek ne Anadolu'da Anadolu kaplanını bıraktı nede oksijenimizi üreten ağaç.
Demiştim ya ateşin bulunuşu insanoğlunun başlangıcı iken dünyanın bitişinin başlangıcı olmuştur diye. İşte burnumuzun dibinde hala göremiyor muyuz. Ocağın son haftasındayız, sıcaklık 14-16 derecelerde seyrediyor. Buğdaylar, arpalar filizlenmedi. Köylerde insanlar can havliyle yağmur dualarına çıkıyor. Suyu olanlar yağmurlama usulü sulama ile buğdaya, arpaya, yulafa hayat vermeye çalışıyor. Barajlar boşaldı, dereler kurudu, kirlendi. Asitli içecek, boya fabrikaları gibi fabrikalar kimyasal yani zehirli artıklarıyla bu gün binlerce balığın, bitkilerin, büyükbaş ve küçükbaş hayvanın ve doğal olarak ta insanın ölümüne sebep oluyor. Her gün yeni bir haber okuyoruz. Bu tür fabrikaların olduğu yerleşim alanlarında bu sulardan faydalanılamıyor. Birileri iki kuruş fazla kazansın diye günübirlik yaşama anlayışıyla güzelim dünyamız elimizden gidiyor ve biz seyrediyoruz. Bir ağacın bir yaprağı kadar insanoğluna ve dünyaya faydalı bir iş yapmaktan aciz bizler, binlerce, milyonlarca ağacı bahanelerle yakıyor veya kesiyoruz. Ben yapmıyorum diyebilirsiniz. Kusura bakmayın siz de ses çıkarmamakla, bir ağaç dikmemekle bu cinayete ortak oldunuz bile.
Sera gazları nedeniyle yüzyıllardır bir şekilde ozon tabakası önce inceldi ve sonunda delindi. İnsanoğlu bunu her aşamasıyla takip etti, göz yumdu.
Sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik uluslararası ve yaptırım gücüne sahip ilk adım olarak kurgulanan Kyoto Protokolü 16 Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girdi. Kyoto protokolünün bize getireceklerini şu başlıklarla sıralayabiliriz; Enerji verimliliğinin artırılması, Yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi, Sürdürülebilir tarımın desteklenmesi, Metan salımlarının geri kazanılması, Sera gazı salımlarının azaltılması, Sera gazı yutaklarının korunması, yaygınlaştırılması. Pek çok ülke taraf olarak protokolü imzaladığı halde nedense asıl sera gazını üreten süper güçler imzalamaktan ısrarla kaçındılar. Ülkemiz de o ülkelerden biri ne yazık ki. 11 000 futbol sahası büyüklüğündeki bir buzulun kopması yeterli bir delil değimli sizce? Üzerimize düşeni yapmalıyız.
Uyanalım, ektiğimiz tohumlar çimlenecek nemi, yani yağmuru, yani suyu bulamadı, zaten tahıl ambarı unvanını kaybetmiş olan ülkemiz çok değil bu yaz hammadde sıkıntısını daha iyi yaşayacak. Hayvanlarımıza yedirdiğimiz pelet yemin kilosu bu gün 0,44 ytl, yarın ne kadar olacak? Sütün litresi şu kadar demeye dilim varmıyor. Bugün bir litre süt bir kg yem alıyor. Zararın böylesine gözle görünenine daha ne kadar göz yumulabilir. Şu an halen çimlenmeyen tahılın harmanı da gecikecek. Bu kadar sıcak geçen bir kıştan sonra mısırımızı sulayacak su bulabilecek miyiz? Yeterli mısır olamaması da yeterli silaj olmaması anlamına geliyor. Bu da, bu gün çiftçinin elindeki ekonomikliği sağlayan tek silahın yani silajın yeterli oranda depolanamaması veya daha fazla maliyetle aynı hammaddeyi depolama anlamına geliyor. Her ikisi de maliyeti arttıran unsurlar. Bu gün 1 lt. sütün maliyet 1 birim ise bu şartlarla 2008 Şubatında bu maliyet 1,5-2 birim olabilir demek bu.
Bu gün yurt dışı ile karşılaştırdığımızda fiyatlar şu şekilde izleniyor;
|
|
AB Fiyatı
|
Türkiye Fiyatı
|
|
Arpa
|
1 birim
|
2 birim
|
|
Et
|
1 birim
|
2 birim
|
|
Süt
|
1 birim
|
1 birim
|
Yukarıdaki çizelgede de görebileceğiniz gibi süt üreticisi bu gün korunmuyor, dün de korunmadı, görünen köyün kılavuz istemediği gibi yarın da korunmayacak. Bu gün Avrupa Birliği ülkelerinden neredeyse iki katı fazla maliyetle üretim yapıyor, yarısı oranında bile teşvik almıyoruz. Bu gün arpa AB ülkelerinin iki katı fiyatla satılıyor görünse bile maliyetlerin yüksekliği çiftçinin kötü durumunu gözler önüne seriyor. Böyle giderse bizi yağmursuz bir yaz ve sulama maliyetleri, doğal olarak ta karı çok daha düşük bir yıl bekliyor.
Hammadde maliyetleri arttığında doğal olarak yem maliyetleri de en az aynı oransa olmak üzere artacaktır. Bu da ülkemizde bir litre sütün satış fiyatının 0,5 birime düşebilmesi demektir. Bu da yatırım yapmayı düşünen girişimcinin birkaç defa daha düşünmesini, yatırımını yapmış kara geçmeyi bekleyen girişimcinin başını duvarlara vurmasını, zaten kazanamayan çiftçimizin iyice küçülen işletmeler haline gelmesini sağlayacaktır.
Bu gün bu kadar bariz görünen bu gerçeklikle karşı karşıya gelmememiz için insanlarımız daha bilinçli tüketmeli, tercih ettikleri ürünlerin yaşamsallığı ne kadar tehdit edip etmediğine dikkat etmeleri, kullandıkları maddelerin geri dönüşümle elde edilmiş olanlarını tercih etmeleri bir vatandaş olarak ricamdır. Şunu unutmayalım ki biz dünyada yaşayan varlıklarız. Bugünümüzü kurtarmak ve yaşamsal alanımızı genişletmek adına bu güne kadar kendi cinsimizden olan binlerce ağacı katlettik. Dereleri, ırmakları, gölleri, denizleri kirlettik, hayvanların, bitkilerin soylarını tükettik, onların yaşamsal alanlarını insafsızca istila ederek bu günlere geldik.
Ve şimdi doğa intikamını almaya başladı. Hem de yavaş yavaş değil bir den bire. Bir değişiklik yapmalı, önce bireysel olarak sonra toplumsal olarak toprağımıza yani dünyamıza sahip çıkmalıyız. Suyu daha dikkatli tüketmeliyiz. Gerekiyorsa damlama usulü sulama yapmalı, evimizin bir karışlık bahçesini, köyümüzü, tepelerimizi, dağlarımızı ağaçlandırmalıyız. Daha az zehirli gaz çıkmasına sebep olurken daha fazla oksijen üretilmesine destek olmalıyız.
Lütfen duyarlı olalım, doğru bilgiye ilgiyle yaklaşalım.
Yaşanası bir dünya için üzerimize düşeni yapalım.
Unutmayalım, biz dünyayı torunlarımızdan emanet aldık.
Daha doğal ve daha bereketli bir yıl dilerim.