EKOLOJİK HAYVANCILIK
Prof.Dr. Erdoğan Pekel & Ar.Gör. Adnan Ünalan
Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Zootekni Bölümü, 01330 Adana
"TÜRKİYE 1. EKOLOJİK TARIM SEMPOZYUMU
21-23 Haziran 1999, Atatürk Kültür Merkezi, Konak/İzmir.
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü"nde bildiri olarak sunulmuştur.
Günümüzde insanoğlunun artan besin madde ihtiyacını karşılamak üzere tarımsal faaliyetler üzerindeki yoğun baskılar, bazı ciddi sorunları da birlikte getirmiştir. Araştırmalar tarımın gelecekte daha da entansif olarak yapılacağını göstermektedir. Entansif olarak yapılan tarımsal üretime parelel olarak ortaya çıkan sorunlara, ekolojik dengenin ve biyolojik gelişimin bozulması, tarımsal ürünlerdeki kimyasal artıkların insan sağlığını tehdit eder hale gelmesi, bitki ve hayvan sağlığının bozulması ve tüm bunlara bağlı olarak üretim maaliyetlerinin gün geçtikçe artması vb. örnek verilebilir. Tüm bu nedenlerle, "Ekolojik Tarım" kavramı son yıllarda ABD'de ve Avrupa'da tarımsal üretim sistemleri içerisinde "alternatif bir sistem" olarak büyük bir önem kazanmıştır.
Ülkemizde ise Ekolojik Tarım ile ilgili ilk ciddi adım, 18 Aralık 1994 tarih ve 22145 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan "Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretimesine İlişkin Yönetmelik" ile atılmıştır.
Ülkemizde ekolojik tarım ile ilgili ilk sempozyum ise 21-23 Harizan 1999 tarihinde İzmir'de "TÜRKİYE 1. EKOLOJİK TARIM SEMPOZYUMU" adı altında düzenlenmiştir.
Ekolojik Tarımın "GEÇMİŞE ÖZLEM DEĞİL GELECEĞE BİRLİKTE SAHİP ÇIKMAKTIR" sloganı ile tanımlandığı bu sempozyumda, Ekolojik Tarım konusunda toplam 54 adet (sözlü ve poster) bildiri sunulmuştur.
Sempozyumdan çıkarılan sonuçları:
1. Dünyada ekolojik tarım uygulamalarına ilginin 1980'li yıllarda popüler olamaya başladığı,
2. En yaygın ekolojik üretimin Avusturya'da (toplam üretimin yaklaşık %20'si) yapıldığı,
3. Türkiye'de yaklaşık olarak 50-60 farklı bitkisel ürünün ekolojik olarak üretildiği ve hemen hemen tamamının ihraç edildiği, ihraçatın yaklaşık %60'ının Almaya'ya, %15'inin de ABD'ye yapıldığı,
4. Türkiye'de ekolojik üretimin daha çok Ege Bölgesinde yapıldığı ve üretilen ürünlerin başında kuru incir ve kuru üzümün geldiği,
5. Türkiye'de ekoljik hayvansal ürünlerin üretilmediği ve bu konuya gereken önemin verilmediği,
6. Türkiye'de ekolojik ürünlere sertifika veren 6 adet Kontrol ve Sertifikasyon kuruluşun bulunduğu,
7. Türkiye'de ekolojik üretimle ilgili çıkarılan Yönetmelik'te ihraçat yapılan ülkelerin yönetmeliklerine uygun yeni düzenlemelerin getirilmesi gerektiği ve bu Yönetmeliğin bir kanuna dayandırılmadan çıkarıldığı,
8. Türkiye'de üretilen ekolojik ürünlerdeki kimyasal kalıntıların analizi için yeterli donanıma sahip laboratuvar bulunmaması nedeniyle, örneklerin yurtdışında analiz ettirildiği, bu nedenle işlemlerin uzadığı ve döviz kayıplarının olduğu,
9. Türkiye'de ekolojik üretime geçen işletmelerde genellikle ilk yıllarda %20-25 düzeyinde üretim düşüklüğü olduğu ve 3. yıldan itibaren bu düşüşün hemen hemen sıfıra indiği, bununla birlikte maaliyetlerdeki düşüşün geliri arttırdığı, vb.
şeklinde özetlemek mümkündür.
Bu sempozyumda Üniversitemiz Zootekni Bölümü'nden Prof. Dr. Erdoğan Pekel ve Ar. Gör. Adnan Ünalan'ın ortak imzaları ile "Hayvansal Üretimde Ekolojik Tarımın Yeri ve Türkiye İçin Önemi" isimli bir sözlü bildiri de yer almıştır. Bu bildirinin tamamı aşağıda verimiştir.
ABSTRACT
Livestock production which is one of the main branches of agricultural process should be conducted with objectives of saving ecolojical balance and obtaining biolojical improvement in a sustainable manner with respect to human health.
International Federation of Organic Agriculture Movements (IFOAM) express that "all animals have to be treated under the suitable conditions to show all their natural behaviours" in the definition of organic farming. According to this definition, human have to apply some limitations for restrictive and forced methods, which are used in the intensive livestock production systems.
Animal production activities on the mixed farming systems have to be convenient for ecological principles in the conception of ecological farming because as they are generally combined with plant production.
Manure which is obtained from animal production has a great importance in the plant (crop and pasture) production systems. Therefore, using methods in the ecological livestock production should also be suitable for ecological farming principles.
Today, intensive livestock production, which is conducted to meet demand for excessive animal protein, causes some problems. These are:
1. Decreasing reproductive rates in livestock which are forced for higher production.
2. Increasing mastitis rates and foot diseases in dairy herds.
3. Decreasing resistance to many diseases in all livestock.
4. Developing some dangerous diseases ( i.e. BSE ) due to feeding intensive animal diets which contain rendering products.
5. Developing some metabolic disorders ( i.e. fatty liver sendrome) and cage layer fatigue and breast blisters in the caged poultry systems.
(Key words: Ecological livestock production, Animal welfare).
GİRİŞ
Sanayide gelişmiş Avrupa Ülkeleri ile ABD'de yaygınlaşan ekolojik tarımsal üretime en fazla Avusturya, Danimarka, Almanya, İngiltere, Fransa, İspanya, İsrail ve Hollanda'da rastlanmakta olup, bu sistem içerisinde hayvansal üretimin ağırlığı gün geçtikçe artmaktadır (Pekel, 1995).
Tarımsal üretimin iki ana kolundan birisi olan hayvansal üretimin ekolojik dengeyi koruyacak ve biyolojik gelişmeyi sağlayacak şekilde yürütülmesi, hem bu faaliyetlerin devamlılığın sağlanması hem de insan sağlığının korunması açısından son derece önemlidir.
Günümüzde, yüksek değerli hayvansal proteinler yönünde ki artan tüketici taleplerini karşılamak için hayvansal üretim üzerinde büyük baskılar oluşmuştur. Bu baskılar hayvansal üretim sektörünü değiştirmiştir. Bu değişim, üretim fazlası ürünlerin ve artık maddelerin, kaynak kullanımı sektörleri dışında, yeniden değerlendirilmesi yönünde gelişmiştir. Artan şehir nüfusunun et, süt ve yumurta gibi hayvansal gıdalara olan büyük talepleri, hem çevresel bozulmalara hem de geleneksel karma tarım sistemlerinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olmuştur. Aynı zamanda hayvancılık, nüfus baskısının ve fakirliğin olduğu kırsal bölgelerde, kaynak daralması içerisinde sıkışmıştır. Bu durum, ülkelerde farklı kurum, pazar ve politikaların aranmasına neden olmuştur. Tüm bunlar da hayvansal üretimin çevreyi ve insan sağlığını daha fazla koruyacak şekilde yapılması için yeni teknoloji ve yöntemlerin uygulanması ve geliştirilmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır (Sere ve Steinfield , 1996).
Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu (IFOAM) tarafından, ekolojik tarımın kapsamı içerisinde belirtilen "tüm hayvanlara doğal davranışlarının tüm hallerini göstermelerine müsaade eden hayat şartlarını vermek" ifadesinden de anlaşılacağı gibi, insanoğlunun, entansif olarak yaptığı hayvansal üretim içerisinde kullandığı bazı zorlayıcı ve kısıtlayıcı teknik ve yöntemlere ekonomik koşulların elverdiği ölçüde bir takım kısıtlamalar getirmesini zorunlu hale getirmektedir.
ENTANSİF HAYVANSAL ÜRETİMİN GETİRECEĞİ SORUNLAR
Sağlık ve döl verimi ile ilgili en önemli sorunların bazıları verimin entansitesi ile yakından ilgilidir. Süt sığırlarında, verimin artmasına paralel olarak kısırlığın çoğaldığı, bu nedenle de sürüden daha fazla sayıda hayvan ayıklandığı, mastitis ve tırnak hastalıklarının arttığı ve ilk doğumda gebe kalma oranlarının gerilediği bilinmektedir. Bu durum kısmen meraya atılan kimyasal gübre düzeyinin yüksekliğinden kaynaklanmaktadır. Rasyona konan yüksek potasyum düzeyi de döl verimi ile ilgili bazı sorunlara neden olmaktadır. Yine karotin metabolizmasındaki bozuklukların yem tüketiminin azalmasına, gebelik süresince kronik nitrat yüklenmesinin süt hummasına, plasentanın alıkonmasına ve uterusun iltihaplanmasına neden olmaktadır (Pekel, 1995).
Kaba yemler içindeki nitratlar rumende bakterilerin yardımı ile toksik yapıdaki nitritlere dönüşebilmekte veya enzim aktivitelerini bloke ederek, yeterli karotin bulunsa dahi, vitamin (a) eksikliği semptonlarına neden olabilmektedir.
Süt sığırcılığında, yağlı karaciğer sendromu (fatty liver sendrome) ciddi bir hastalık olup, tek bir patojenik mikroorganizmadan kaynaklanmamaktadır. Bu sendromun etkileri muhtelif fakat birbirleri ile ilişkili etkenlerden kaynaklanmaktadır. Çok mideli hayvanların rasyonlarındaki kesif yemin fazlalığı rumendeki pH'yı düşürebilmekte, rumenin hafif asit düzeyi bu sendromun meydana gelmesine neden olabilmektedir.
Rasyonlarda lif düzeyinin azlığının da ayak problemlerini artırdığı ve hayvanların yataklıksız, beton zeminlerde tutulması halinde durumun daha da kötü olabileceği bilinmektedir.
Asidosis, sığır besiciliğinde önemli bir sorundur. Örneğin rasyondaki yüksek arpa oranı (%25 dolayında) besi sığırlarında karaciğer iltihaplanmalarına yol açmaktadır. Yine rumendeki yüksek asit miktarı rumen duvarını sertleştirerek tümörlere neden olmaktadır.
Hayvanların sıkışık olarak barındırılmaları, yeterli hareket alanlarının olmaması, ağır metal artıklarının veya zirai ilaçların bulunduğu yerlerde stres hormonlarının üretimini artırmaktadır. Bu da hayvanlarda bağışıklık sistemlerinin zayıflamasına neden olmaktadır.
Uygulanmakta olan hayvan yetiştirme sistemleri ile hayvanların yeni sağlık problemleri arasındaki ilişkiye Deli Dana Hastalığı (Bovine Spongiform Encephalopathy: BSE) önemli bir örnektir. Bu hastalık ilk olarak 1986'da İngiltere'de teşhis edilmiş olup, bulaşıcı amiller ile kontamine olmuş yemlerden kaynaklanan, koyun ve keçilerin sinir sistemi hastalığıdır. Bu mikropları taşıyan koyun beyinleri, kesilen hayvanların diğer organları ile birlikte ucuz protein kaynağı olarak sığırların beslenmesinde kullanıldığında, kolaylıkla sığırlara bulaşabilmektedir.
Uygulanmakta olan hayvansal üretim sistemlerinin, toprağa, bitkisel ürünlere ve insan sağlığına ilişkin diğer sonuçları da vardır. Hayvan yetiştiriciliğinin toprak ile ilişiğinin kesilmesi, sadece hayvanların kendi tabiatlarına karşı gelmek değil, aynı zamanda hayvan yemlerinin diğer güvenilebilecek kaynaklardan karşılanması ve hayvan gübresinin ne yapılacağı ile ilgili, özellikle çevre kirliliğine neden olması açısından ortaya büyük sorunlar çıkarmaktadır.
İnsanların doğrudan karşılaşabileceği sorunlar; et ve süt ürünlerinin kalitesinden, insan ile hayvan arasındaki yiyecek maddesi rekabetine, hayvancılıkla uğraşan insanların içinde bulundukları şartlardan kaynaklanan sağlık sorunlarına kadar uzanan geniş bir alanı kapsar. Örneğin; bronşit gibi solunum yolu hastalıkları yoğun hayvancılık ile uğraşan işletmelerde çalışanlar arasında yaygındır.
Sütün antibiyotiklerle bulaşması da iyi bilinen problemlerden biridir. Öte yandan böyle sütlerin işlenmesinde de ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Özellikle yumurta tavuklarının doğal olmayan yemlerle (tavuk yan ürünleri ile) beslenmeleri yumurtalarda görülebilen salmonellaya neden olmaktadır (Pekel, 1995).
Tüm bu olumsuzlukların yanında, araştırıcıların çoğu konuyu hayvan refahı (animal welfare) üzerinde de incelemişlerdir. Örneğin, büyük sürülerde süt sığırlarının refahı ile ilgili bazı kaygılar aşağıdaki şekilde ele alınmıştır. Bunlar:
1. Kesime gönderilen hasta ve sakat hayvanların taşınması,
2. Yakıcı kimyasallar ile buzağılarda boynuz köreltme,
3. Sığırların hareketlerini engelleyecek şekilde uzun süre bağlı tutulmaları,
4. Analarla buzağıların özellikle doğumdan hemen sonra ayrılması,
5. Denenmemiş boğa buzağılarına yeterli özen gösterilmemesi,
6. Damızlık olarak tutulacak hayvanların bireysel bölmelerde yetiştirilmeleri,
7. Besiye alınan buzağıların küçük bölmelere kapatılması,
8. Hayvan refahı üzerinde yapılan çalışmalardaki yetersiz bilgiler, ve
9. Üretimle ilişkili olan hastalık ve metabolik bozukluklara duyarlılık (Fox, 1983).
EKOLOJİK TARIMDA ÇİFTLİK HAYVANLARININ ROLÜ
Ekolojik tarım birçok kişiye göre hayvancılığa yer vermeden mümkün görülmemektedir. Çiftlik hayvanları bitkisel üretimle birlikte tarım işletmelerinin asli unsuru olarak değerlendirilmektedir. Çünkü, işletmeye gübre sağlamakta, bitkisel üretime yem bitkisi münavebesi getirerek toprağı zenginleştirmektedir. Bu nedenle ekolojik tarım bitkisel ve hayvansal üretimleri birlikte içeren karma bir sistemdir.
Yem bitkileri ile münavebe yapılan tarım sisteminde ruminantlar, münavebenin ve tüm tarımsal işletmenin odak noktasını oluşturmaktadırlar. Hem yem bitkilerini değerlendirerek et, süt ve yapağıya dönüştürmek suretiyle işletmeye büyük gelir getirmekte, hem de gübrelerinin tarlaya verilmesiyle toprağı geliştirip, daha fazla bitkisel üretim ve dolayısıyla da daha fazla kazanç sağlamaktadırlar.
Yine hayvansal üretim sonucu elde edilecek hayvan gübresinin kullanımı ekolojik tarımda önemli bir yere sahiptir. Değerli bir kaynak olan bu gübre, azotun büyük bir kısmının baklagiller ile toplanmasına ve bunların kaba yem olarak hasat edilip tekrar gübre halinde toprağa geri dönerek diğer bitkilerin azot ihtiyacı için kullanılmasına neden olur. Organik gübreleme toprağın fiziki, kimyevi ve biyolojik özelliklerini geliştirmek amacını güder (Pekel,1995).
Bir tarım işletmesinde azot sirkülasyonu; azotun topraktan yem bitkilerine, oradan hayvana, hayvandan gübre olarak meraya ve tarlaya verilmesi suretiyle gerçekleşmektedir. 500 kg' lık bir ineğin günde ortalama 41 litre (%87 rurubetli) gübre verdiği ve çiftlik arazisinde bulunan bir sığır gübresinin %25'nin kurumadde, %0.6'sının Azot, %0.3'nün Fosfat ve %0.7'sinin Potas olduğu dikkate alındığında, hayvan gübresinin kimyasal gübreleri yasaklayan ekolojik tarıma katkısının önemi daha iyi anlaşılacaktır (Lampkin, 1990).
EKOLOJİK HAYVANSAL ÜRETİMİN TEMEL KURALLARI
Avrupa tarımı incelendiğinde, son on yıl içerisinde yüksek girdi ve yüksek çıktı (ürün) sistemleri üzerine yoğunlaştığı görülmektedir. Buna rağmen bilim adamlarının ve halkın entansif tarım uygulamaları üzerine endişesi son bir kaç yıl içerisinde artmıştır. Bazı araştırıcılar, gelecekte tarımın daha entansif yapılacağını tahmin etmektedirler (Lampkin, 1990). Aynı zamanda, ekolojik tarım uygulamalarının gelecekte değişen tüketici taleplerinin karşılanmasında ve daha fazla çevreci üretim sistemlerinin gelişmesinde de önemli bir fırsat olabileceği artan bir görüş haline gelmiştir.
İngiltere Organik Gıda Standartları Kayıt Sistemi (United Kingdom Register of Organic Food Standards: UKROFS)'nce hayvansal üretim için belirtilen organik standartlar aşağıdaki prensipleri içerir. Bunlar:
1. Hayvan yetiştirme sistemleri, hayvanlara en yüksek düzeyde refah standartları sağlamalıdır.
2. Hayvanlar, fizyolojilerine uygun yemlerle beslenmelidirler.
3. Hayvan yemleri esas olarak işletmede üretilmelidir.
4. Hayvanların sağlığı, güçlü koruyucu yetiştiricilik, hayvan refahı, uygun barınak ve yemleme sistemleri ile sürdürülmelidir.
5. Kabul edilebilir özel durumlar dışında koruyucu ilaç tedavisi (chemotherapy) ve aşıların kullanımından kaçınılmalıdır.
6. Hastalık durumlarında, homeoterapi ve diğer alternatif koruma rejimleri düşünülmelidir. Bilinen ilaç tedavisi uygulamaları yalnız hayvanların acı çekmesini önlemek için kabul edilebilir (Anomymos, 1995).
Bu prensipler incelendiğinde geleneksel entansif hayvan yetiştirme sistemleri için önemli değişikliklerin ve yeni düzenlemelerin getirilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Bu değişikliklerin, hayvan sağlığı ve refahı üzerindeki potansiyel etkisi ile ilgili bazı kaygılar ifade edilmektedir. Bunun yanında, hayvan sağlığı ve refahı için, ekolojik hayvan yetiştirme sistemlerinin, bilinen gelişmiş yetiştirme yöntemlerinin açıklanması yönünde de bazı fırsatlar sağlayabileceği görüşü desteklenmektedir (Andrews, 1991).
TÜRKİYE'DE EKOLOJİK HAYVANSAL ÜRETİM YÖNÜNDEKİ GELİŞMELER
Türkiye'de ekolojik tarım ile ilgili ilk ciddi adım Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca hazırlanan ve 18 Aralık 1994 tarih ve 22145 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan "Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metotlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik" ile atılmıştır. Ekolojik tarımı "Bitkisel ve hayvansal üretimde kültürel işlemlerin, bitki ve hayvan beslenmesinin, bitki ve hayvan sağlığının korunmasının, ekolojik metotlara uyularak yapılması" şeklinde tanımlayan yönetmelik, ekolojik dengeyi korumak ve bozulan ekolojik dengeyi yeniden tesis etmek gayesiyle ekolojik ürünlerin üretimini gerçekleştirmek, bu ürünlere olan talebi artırmak, tüketiciye sağlıklı, kaliteli ekolojik ürünler sunmak ve bunun için de bitkisel ve hayvansal ürünlerin ekolojik metotlarla üretilmesi ve bu ürünlerin pazarlanması hususunda uygulanacak esasları sağlamak amacını gütmektedir.
Bu yönetmelikte, ekolojik hayvancılığın yapılmasında ve ekolojik ürünlerin üretilmesinde ve işlenmesinde ekolojik metotların uygulanması ile ilgili olarak aşağıdaki kurallar getirilmiştir.
Bunlar:
1. Değişik ırk, tür, cinsiyet ve çaptaki hayvanların yeterli durak yeri, dolaşma alanı, doğal ışık ve havalandırma vb. gereksinmelerinin ekolojik koşulların gerektirdiği doğrultuda yerine getirilmesi,
2. Damızlık seçiminde ekolojiye uygunluğa dikkat edilmesi,
3. Irk seçiminde genetik yapı farklılığının dikkate alınması ve bu genetik yapının erozyona uğramasını mümkün olduğunca önleyecek şekilde, bölge ve yöreye uygun ırk seçiminin yapılması,
4. Makul bir hayvansal ürün elde edebilmek ve hayvan sağlığını korumak amacı ile az miktarda olmak koşulu ile ek işletme ürünlerinin (yemler), kontrol organının onayı ile hayvanların beslenmesinde ve sağlığının korunmasında kullanılması,
5. Suni tohumlamanın ancak ilgili kontrol organının izni ile uygulanması,
6. Gen teknolojisi metotları ile hayvan ıslahı yapılmaması,
7. Hayvan barınaklarının tesis ve bakımında gerekli hijyenik tedbirlerin alınması,
8. Kuyruk kesme, gaga kesme, kanatları yolma gibi yöntemlerin uygulanmaması, ancak kastre etme ve boynuz köreltme işlemlerinin hayvana zarar vermemek koşulu ve kontrol organının onayı ile uygulanması,
9. Yem bitkilerinin kontrol organının talimatnamesi göre yetiştirilmesi ve işlenmesi,
10. Hayvan sağlığı konusunda aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi:
* Hayvanlar için hastalıklara karşı azami direnme kazandıracak bir yetiştirme yöntemi uygulanması ve hayvan sağlığının korunmasına dikkat edilmesi,
* Gelişmeyi teşvik edici maddelerin, uyarıcıların, doğal gelişmeyi etkileyen sentetik ürünlerin, tedavi edici hormonların ve profilaktik ilaçların kesinlikle kullanılmaması,
* Acil durumlarda sentetik ilaçların kullanılması gerekirse, toksikoloji listesi dikkate alınarak kullanılması, ancak kesimden önceki 2 ay içinde ilaç verilmiş hayvanların etlerinin ekolojik ürün olarak satılmaması (Anonim, 1994).
Burada söz edilen kontrol organı, Bakanlık tarafından yetkilendirilmiş, üretim, işleme ve pazarlamanın belirlenen kriterlere uygunluğunu kontrol eden ve bu durumu tastik eden yerli veya yabancı, özel veya resmi kontrol kuruluşlarıdır.
SONUÇ
Ülkemizde ekolojik hayvansal üretim, bugün için ancak ihracat açısından bir potansiyel arz etmektedir. Türkiye'nin Avrupa Gümrük Birliği'ne dahil olması, bu potansiyeli büyük ölçüde harekete geçirebilecektir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca hazırlanan yönetmeliğin önde gelen amacının da bu olduğu düşünülmektedir.
Ülkedeki hızlı nüfus artışının, iç tüketim için daha fazla üretim yapılmasını zorladığı dikkate alındığında, hayvansal üretimde modern teknolojilerin kullanımı zorunlu hale gelmektedir. Bu nedenle, iç tüketim için ekolojik hayvansal üretim sistemlerinin bugün için yeterli düzeyde çekici olmadığını söylemek mümkündür.
Bu sistemde üretim düşüklüğünün ve fiyat yüksekliğinin de iç pazarlar için çekiciliği azaltan faktörlerden olduğunu söylemek olasıdır.
KAYNAKLAR
Andrews, T. 1991. Suffering Animals in a Green Landscape. Dairy farmer 38(5) 26-28.
Anonim 1994. 18 Aralık 1994 Tarih ve 22145 Sayılı Resmi Gazete. Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Metodlarla Üretilmesine İlişkin Yönetmelik.
Anonymous 1995. UKFORS Standards for Organic Food Production.
Lampkin, N. 1990. Organic farming. Chpt 1, 8-10. Farming Press, Books, Ispwich. UK.
Fox, M. W. 1983. Animal welfare and dairy industry. J. Dairy Sci. 66:2221-2225.
Pekel, E. 1995. Organik(Ekolojik) Tarım Sistemi, Hayvancılığın Bu Sistemdeki Yeri ve Türkiye'deki Gelişmeler. Kahramanmaraş S.İ.Ü. Rektörlüğü Tarım İl Müdürlüğü ve Kahramanmaraş Ziraat Odasının Birlikte Düzenledikleri Çiftçi Konferansı. 7 Nisan 1995. Kahramanmaraş.
Sere, C., Steinfield, H. 1996. World livestock production system-current status, issues and trends. FAO Animal Production and Health Paper No. 127. Rome, Italy.